Ufuktaki güneş kızıllığını
bırakır ardından,
Rıhtımdaki gemi yelken açar
sevdalara.
Gece, kentin durgun ışıklarını
süzer gözlerim,
Rüzgârın orkestrasını dinler,
Yıldızları seyrederim,
Ve hasret Şiileri söyler
dudaklarım.
Ellerimi kaldırarak haykırırım
yıldızlara.
Bir dünya iner başımdan,
Mahşeri andırır haykırışım,
Sonra sessizce oturur,
Başımı koyarım iki elim
arasına,
Korkular uyandırır yüzümdeki
çizgiler,
Ölümü hatırlatır ak saçlarım.
Kara toprak kucak açmış,
Sevdalar elveda diyor bana.
Ben hala kırık bir ipliğe,
Hülyalar dizmekteyim.
Hazan oldu sevdalarım hazan
Ne bekliyor zifiri karanlıklar
Doğmayacak mı yarınların
güneşi
Ve sen gelmeyecek misin bir
seher vakti
Ölüm kapımı çalmadan sen çal
kapımı
Sen getir bana ulaşamadığım
sevdaları
Ah o sevdalar ah
Dağlara, bozkırlara salıp
Ardından kurşun sıktığım
sevdalar
İşte ben o sevdaların
çocuğuyum
Karanlıklar korkar odu benden
Bir nakış gibi ölümü işler
kalemim
Ve her an seni haykıran
yüreğim
Kim bilir hangi baharın
sabahında
Hangi gülün dibinde öleceğim
Taşra kentinin kuytu
köşelerinde gezinir
Hiçbir zaman doğmayacak
günleri beklerim
Doğacak günlere inat
Ve kalemim lal olmuş
Ulaşamadığım sevdalara akar,
akar, akar….
16/02/1999
Yalçın ERDURAN