HANCIDAN YOLCUYA
Elbette yorulur gurbet gezenler,
Serdim yatağını gir yavaş yavaş
Gerecek perde yok pencerelerde
Arkanı o yana ver yavaş yavaş
Sılana kavuştun, ocağın yansın
Çoluk çocuk etrafına dolansın
Söyle ki derdini gönlüm inansın
Sırrını ortaya ser yavaş yavaş
Uzak yoldan geldin belli trenle
Al şu kadehini derdin frenle
Benim derdimi de sonra sen dinle
Hangimiz dertlidir gör yavaş yavaş
Garipler gurbette hicranı sever
Ne gurbeti sever ne de vazgeçer
Bir gün olur elbet sılaya göçer
Göç Niğde’den Bora’ya ver yavaş
yavaş
Sencileyin ben de çok badeler
içtim.
Birçok güzel sevdim çoğundan
geçtim
Nihayet bu hanı kendime seçtim
Sen de bu uzlete gir yavaş yavaş
Bir resmi var dedin o da yok bende
Güllerim solmuştur, taze gül sende
Yeter ötesini söylemesen de
Soluk yaprakları der yavaş yavaş
Gördüm yüreğinde derin yarayı
Seçtirdin bu gece akla karayı
Hesap sorma benden aldım parayı
Benim de yaramı sar yavaş yavaş
Yakup POLAT
BİNBİRİNCİ GECE
Gurbetten gelmişim yorgunum hancı
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş..
Aman karanlığı görmesin gözüm
Beyaz perdeleri ger yavaş yavaş
Sıla burcu burcu, ille ocağım
Çoluk çocuk hasretimde kucağım
Sana her şeyimi anlatacağım
Otur başucuma sor yavaş yavaş
Güç bela bir bilet aldım gişeden
Yolculuk başladı Haydarpaşa’dan
Hancı ne olur elindeki şişeden
Birkaç yudum daha ver yavaş yavaş
Ben o gece hem ağladım, hem içtim
İki gün diyardan diyara uçtum
Kayseri yolundan Niğde’yi geçtim
Uzaktan göründü Bor yavaş yavaş
Garibim, her taraf bana yabancı
Dertliyim, çekinme doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş
Ben de bir resmi var yarısı yırtık
On yıldır evimin kapısı örtük
Garip, bir de sarhoş oldu mu artık
Bütün sırlarını der yavaş yavaş
İşte hancı, ben her zaman böyleyim
Öteyi ne sen sor, ne ben söyleyim
Kaldır artık boş kadehi neyleyim
Şu benim hesabı ver yavaş yavaş
Bekir Sıtkı ERDOĞAN
KARDELEN
Bu bendeki bir dert ki, anlatamam
kimseye,
Kulak verip de beni dinler misin
kardelen
Sardı tüm benliğimi, mecalim yok
gülmeye
Sen de benimle ağlayıp inler misin
kardelen
Mis gibi sıla kokan eş dost
mektuplarında
Taze güller yeşerir, eski
anılarında
Hatıralarla dolu gurbet
akşamlarında
Hasret denen türküyü söyler misin
kardelen
Bütün duygularını bir deftere
yazmanın,
Dertlerini duymayan duvara
anlatmanın
İçinde ne var ise, hep içine
atmanın
Ne demek olduğunu bilir misin
kardelen
Dostu oldum kaç defa sabahsız
gecelerin
Defterimde yeri yok anlamsız
hecelerin
Çözemedim bir türlü bu zor
bilmecelerin
Cevabını sen bana çözer misin
kardelen
Ne kadar tattırsa da ayrılık
acısını
Unutamazsın yine onun hatırasını
Bir kenara bırakıp acısı,
tatlısını
Hepsini bir kalemde siler misin
kardelen
Anlat sen de içini, dök dışına ne
varsa
Hiç düşünme kalbimi, bırak yansın
yanarsa
Bu derdi sen benimle paylaşır
mısın yoksa
Bakıp bakıp halime, güler misin
kardelen.
Bilirim ben yerini, sormam sana
nerdesin
Senin yurdun dağlarda, sen hep
yükseklerdesin
Nasıl gelsem yanına, her zaman
göklerdesin
Eğilip de elimden tutar mısın
kardelen
Ah gurbet, sen içimde dinmeyen bir
sancısın
Bazen iyisin amma çoğu zaman
acısın
Ey kardelen sen neden bana çok
yabancısın
Çaldım işte kapını, açar mısın
kardelen
Senin de gözlerin yaş, ağlamışsın
besbelli
Yoksa sen de benim gibi naçar
mısın kardelen
Bu topraklardan çıkıp da dağları
delmişsin ya
Mevsimin gelmeyince açar mısın
kardelen
Derdimi de dinledin, sana ağır
gelirse
Yine de toprak altına kaçar mısın
kardelen
Ya ölüm günü gelip alırlarsa
ruhumu
Benimle gök yüzüne uçar mısın
kardelen
Hayrullah PAŞALIOĞLU