-
İslâm
Dîni Nedir?
-
İslâm'ın
Dışındaki
Dinlerin Geçerliliği
Neden Kalkmıştır?
-
İslâm
Dininin Özellikleri Nelerdir?
-
Dinimizin kolaylık
dîni olduğuna
dair tatbikattan bâzı
misaller:
-
İSLÂM
KOLAYLIKLAR DİNİDİR

İslâm dîni, Allah'ın, son
peygamberi Hz. Muhammed (asm)
vasıtasıyla bütün insanlara
gönderdiği en son ve en mükemmel
dindir. İslâm'ın gelmesiyle,
diğer dinlerin hükmü sona
ermiştir. İslâm dînini kabul
eden kimseye Müslüman denir.
İslâm'ın en son ve Allah katında
yegâne mûteber din olduğu,
Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde
belirtilir:
"Bugün sizin dîninizi sizin için
kemâle erdirdim. Sizin
üzerinizdeki nîmetimi
(lütuflarımı) tamamladım ve size
din olarak İslâm'ı seçtim
(yalnız İslâm'dan razı ve ondan
hoşnûd oldum)". (el-Mâide, 3)
"Kim İslâm'dan başka bir din
ararsa, ondan [seçtiği dîni]
kabûl edilmiyecektir ve o,
âhirette hüsrâna [büyük zarara]
uğrayanlardan [olacak]tır."
Tarihin çeşitli devirlerinde
insanlara ayrı ayrı peygamberler
ve dinler yollayan Allah Teâlâ,
son din olarak onlara İslâmı ve
son Peygamber olarak da Hz.
Muhammed'i (asm) göndermiştir.
İslâm'ın gelmesiyle Yahudîlik ve
Hıristiyanlık gibi eski dinlerin
hükmü sona ermiştir. Bu, tıpkı,
yeni bir kanun çıkınca, eski
kanunun hükmünün yürürlükten
kalkması gibidir. Allah'ın son
dîni ve İlâhî Kanunu İslâm
gelince, eski dinlerin ve ilâhî
kanunların geçerliliği son
bulmuştur. İslâm dışında kalan
dinlerin yürürlükten kalkmasını
gerektiren başlıca sebebler
şunlardır: 1 - Her şeyden evvel,
eski dinler, yalnızca belli bir
zamana ve belli bir muhîtin
insanlarına hitab ediyorlardı.
İslâm ise, topyekûn bütün
insanlığa seslenmektedir. Dâveti
umumî ve mesajı cihanşümuldür. 2
- Eski dinler, sadece kendi
zamanlarının insanlarını muhâtab
almışlardı. O zamanın
insanlarının seciyeleri kaba ve
mizaçları vahşete yakındı.
İlimde, medeniyette, fikir ve
anlayışta geri idiler. Ulaşım ve
haberleşme imkânları, ibtidai
bir haldeydi. Her bölgenin
kültürü, inancı, örf ve âdetleri
farklı farklıydı. Karşılıklı
fikir ve kültür alışverişi de
oldukça zayıftı. Bu yüzden, her
muhîte ayrı ayrı peygamberler
gelmesi, başka başka dinler
gönderilmesi zarureti vardı.
Zaman geçip insanlık ilim,
fikir, kültür ve medeniyet
yönünden büyük gelişmeler
kaydedince, eski mahallî dinler
artık insanların ihtiyaçlarına
cevap veremez hale geldiler.
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da
insanlara en son din olan
İslâmiyeti gönderdi. İslâm dîni,
1400 yıl evvelki dünyanın
insanından, bugünün ve yarının
modern insanına kadar gelip
geçen bütün insanlığa hitab
edebilme özelliğinde olan bir
dindir. Bu bakımdan, kıyamete
kadar hükmü bâki ve geçerlidir.
3 - Eski dinlerin, zamanla,
içlerine hurâfeler, bâtıl
inançlar karışmıştır. Allah'ın
birliğine îman esası, yani
tevhid inancı kaybolmuştur.
İslâm ise, hâlâ ilk günkü
tazelik ve saflığı ile,
bozulmadan durmaktadır. Netice
olarak diyebiliriz ki: İslâm'ın
dışında kalan dinler, geceleyin
bir sokağı aydınlatan bir fener
ve sokak lâmbası gibidir. İslâm
ise, bütün dünyayı aydınlatan
güneş hükmündedir. Güneş
doğduktan sonra, artık sokak
fenerine hiç ihtiyaç kalır mı?

İslâm dinini, sâir dinlerden
ayıran belli başlı özellikleri
şunlardır: 1 - İslâmiyet, her
asra ve her insana hitab eder,
getirdiği esaslar insanlığın
bütün ihtiyaçlarına cevab verir.
İslâm'ın bu cihanşümûl
özelliğine Kur'an'da şu şekilde
işaret olunur:
"Ey Muhammed! Biz seni BÜTÜN
İNSANLARA yalnızca müjdeci ve
korkutucu olarak gönderdik." (Sebe',
28).
"Ey Muhammed! De ki: 'Ey
insanlar, ben Allah'ın HEPİNİZ
İÇİN GÖNDERDİĞİ Peygamberiyim'."
(el-A'raf, 158).
2 - İslâmiyet kolaylıklar
dînidir. İslâm'da insanlara
yapamayacakları veya yaparken
zorluk çekecekleri işler
yüklenmemiştir. Kur'ân-ı
Kerîm'de İslâm'ın kolaylık
prensipleri şu şekilde ifade
edilir:
"Allah, insanı ancak gücünün
yeteceği işle mükellef tutar..."
(el-Bakare, 285)
"Rabbimiz, bize gücümüzün
yetmiyeceği şeyi taşıtma..."
(el-Bakare, 285)
"Allah, sizin için kolaylık
göstermek diler, zorluk çıkarmak
istemez..." (el-Bakare, 185)
Kur'an'da İslâm'ın kolaylıklar
dîni olduğu bu şekilde
açıklanırken Peygamberimiz de,
bu hususta hadîs-i şeriflerinde
şu prensipleri vaz'etmişlerdir:
"Ben ancak âlemlere rahmet
olarak gönderildim. Azâb için,
zorluk vermek için
gönderilmedim..." "Allah Teâlâ,
beni sıkıntı ve zahmet verici ve
bunu arzu edici olarak
göndermedi. Fakat Allah beni,
muallim (öğretici, bildirici) ve
kolaylaştırıcı olarak
gönderdi..." "Dininizin en
hayırlısı, en kolay olanıdır.
Muhakkak ki din bir
kolaylıktır..."
"Ben size neyi yasak ettiysem,
ondan çekinin; size neyi emretti
isem, ondan gücünüzün yettiği
kadarını yapın. Sizden evvelki
ümmetleri ancak mes'elelerinin
ve Peygamberlerine karşı
ihtilâflarının çokluğu helâk
etmiştir."
"Amelden gücünüzün yettiği
kadarını yapın. Siz ibâdetten
bezmedikçe, Allah da sevab
vermekten bıkmaz."
"Kolaylaştırınız,
zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz,
ürkütmeyiniz." Hz. Âişe
Validemiz, Resûlüllah
Efendimizin bu hususla ilgili
tatibkatını şu şekilde beyan
etmişlerdir: "Resûlüllah (asm)
iki şey arasında dilediğini
tercihte serbest bırakıldı mı,
günah olmadığı müddetçe muhakkak
onlardan en kolayını alırdı.
Eğer iş günahsa ondan halkın en
uzak bulunanı Resûlüllah
olurdu." Bütün bu hadîs-i
şerifler, İslâm dîninin ne
derece uygulanması kolay
hükümler ihtiva ettiğini
göstermektedir. Cihanşümûl ve
kıyâmete kadar pâyidar oluşunda,
bu kolaylık anlayışının büyük
yeri vardır.
Dînimizde namaz kılmak için su
ile abdest almak mecburiyeti
vardır. Ancak su bulunamadığı
veya su çok soğuk olup
hastalanma ihtimali olduğu
hallerde, toprakla teyemmüm
yapılır. Toprak su yerine geçer.
- Dînimiz yolculara; yorgunluk,
zaman darlığı gibi hikmetlere
binaen 4 rek'atlı farz namazları
iki rek'at olarak kılmak
kolaylığını getirmiştir. -
Namazda ayakta durmak (kıyam)
farzdır. Ancak ayakta duracak
gücü olmayanlar, oturarak namaz
kılarlar.

İslam kolaylıklar dinidir
İslâm'ın kolaylıklar dini
olduğunu gösteren, Asr-ı
Saâdet'te cereyan etmiş pek çok
vâkıa vardır. Onlardan
bazılarını burada zikredeceğiz.
Enes bin Mâlik Hazretleri
anlatmaktadır: "Nebî (sav) bir
gün mescide girdi. İçeri girer
girmez de gözüne mescidin iki
direği arasına çekilmiş bir ip
ilişti. - Bu ip nedir? diye
sordu. Sahâbîler: - Bu,
Zeyneb'in ipidir. Zeyneb, nâfile
namaz kılarken ayakta durmaktan
yorulunca, bu ipe tutunuyor,
dediler. Peygamber (sav): -
Hayır, (İbadette böyle güçlük
ihtiyâr olunmaz.) Bu ipi
çözünüz. Sizden biriniz zinde ve
neş'eli oldukça namazını ayakta
kılsın. Yorulunca da hemen
otursun. (... Ve namazını
oturduğu halde tamamlasın.)
buyurdu."
Utbe bin Âmir anlatmaktadır:
"Kız kardeşim (Ümmü Hibban)
Beytullah'ı yaya olarak ziyaret
etmeyi adamış, fakat sonradan
buna güç yetiremiyeceğini
hissedince, mes'elenin
Resûlüllah Efendimiz'den
sorulmasını bana emretmişti. Ben
Hazret-i Resûlüllah'a
sorduğumda, cevaben
(İptida) yaya yürüsün, (sonra)
bineğinin sırtına binip gitsin..
buyurdu..."
Hazret-i Enes'den (ra):
"Nebiy-yi Ekrem (sav), iki
oğlunun arasında, onlar
tarafından taşınarak yürütülen
bir ihtiyar kimse gördü. 'Bunun
zoru nedir? Niye bir bineğe
binmiyor?' diye sordu. Oğulları
cevaben: - Yâ Resûlâllah.
Babamız yaya olarak Kâbe'ye
gitmeyi nezretmiştir. Bunun için
böyle yürütüyoruz, dediler.
Resûlüllah Efendimiz: Şüphesiz
ki Allah, bu ihtiyarın nefsini
azâblandırmakla yaptığı
ibadetten müstağnidir, buyurdu
ve ona, bineğine binerek Kâbe'yi
ziyarete gitmesini emretti."
Abdullah bin Mes'ûd'dan:
"Resûlüllah (sav), va'z
hususunda, bize bıkkınlık
gelmesin diye halimize bakıp ona
göre gün ve saat kollardı."
Câbir bin Abdillah
anlatmaktadır:
"Resûlüllah bir seferde idi.
Derken üzeri gölgelendirilmiş
olduğu halde yanında insanlar
toplanmış bir adam gördü ve
'Onun nesi var' diye sordu.
'Oruçlu bir adam' dediler.
Resûlüllah (sav) bunun üzerine:
Seferde oruç tutmak hâlis bir
iyilik ve fazilet değildir.
Allah'ın sizin lehinize yapmış
olduğu ruhsatlardan
ayrılmayınız," buyurdu."
|