|
Hz. Muhammed (s.a.s.)
Mekke'de doğdu. 40 yaşında
Peygamber oldu. 23 yıllık
Peygamberlik hayâtının 13
yılı Mekke'de, 10 yılı da
Medine'de geçti. Medine'de
63 yaşında vefât etti. Bu
sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in
hayâtı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki
Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri
(610-632) olmak üzere iki
kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (510-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslâm
Târihi ile ilgili
kitaplarda, Rasûlullah
(s.a.s.)'in hayâtı,
"Peygamberlikten (Bi'setten)
öncesi" ve "Peygamberlik
devri" diye iki devreye
ayrılarak incelenmiştir.
Peygamberlikten önceki
hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8
yaşına kadar olan süre),
2- Gençlik çağı (8-25 yaşına
kadar olan devre),
3- Evlilik dönemi (25-40
yaşı arasındaki devre) olmak
üzere genellikle üç bölüme
ayırmışlardır.
Peygamber olduktan sonra,
"Mekke Devri"nde geçen
olayları incelerken,
târihbaşı olarak,
Peygamberliğin (Nübüvvetin)
l. 2. veya 5 inci yılı gibi,
Nübüvvetin başlangıcını;
"Medine devri" olaylarında
ise,-Hicretin, 1., 2. veya 3
üncü yılı şeklinde Rasûl–i
Ekrem (s.a.s.)'in Hicret
olayını esâs almışlardır.
Bu kitapta da aynı usûle
uyulacaktır.
İSLÂMİYETTEN ÖNCE ARABİSTAN
1— ARABLARIN DURUMU
Peygamberimiz Hz. Muhammed
(s.a.s.) Arap yarımadasının
Hicaz bölgesinde, Mekke
şehrinde doğdu. O'nun
hayâtını ve insanlık
târihinde yaptığı büyük
inkılâbı kavrayabilmek için,
yaşadığı asırda Arabistan'ın
genel durumunun ve Arapların
yaşayışlarının, ana hatları
ile de olsa, bilinmesinde
fayda vardır.
İslâmiyet'ten önce Araplar,
henüz millet hâline
gelemedikleri için;
kabîleler hâlinde
yaşıyorlardı. Her kabîle,
diğerlerinden ayrı bir
devlet gibiydi. Kabîle
başkanına "Şeyh" deniyordu.
Hicaz ve Yemen bölgelerinde
bazı şehirler kurulmuşsa da,
genellikle çöllerde çadır ve
göçebe hayâtı
geçiriyorlardı. Hicaz
bölgesinde üç önemli şehir,
Mekke, Yesrib (Medine) ve
Tâif'ti. Mekke'de Kureyş
Kabîlesi, Tâifte Sakîf
Kabîlesi, Yesrib (Medine) de
Evs ve Hazreç adlı Arap
kabîleleri ile
Kaynukaoğulları,
Nadîroğulları ve
Kurayzaoğulları olmak üzere
üç yahûdi kabîlesi
bulunuyordu. Diğer kabîleler
genellikle göçebe idiler.
Kabîleler arasında kan
davası ve sınır
anlaşmazlıkları gibi
sebepler yüzünden savaş
eksik olmazdı. Yalnızca
yılın dört ayında (Muharrem,
Recep, Zilka'de ve Zilhicce
aylarında) harbetmezlerdi.
Bu aylara "eşhür-i hurum"(1)
(savaşılması, kan dökülmesi
haram olan hürmetli aylar)
denir. Bu esnâda, bütün
kabîleler güvenlik içinde
seyâhat edebildikleri için,
genellikle büyük panayırlar
bu aylarda kurulurdu.
Mekke'nin hâkimi, Kâbe ve
civârındaki putların
koruyucusu oldukları için
Kureyş kabîlesi, diğer bütün
kabîlelerden saygı görürdü.
Bu sebeple Kureyşliler,
senenin her mevsiminde
diledikleri yere seyâhat
edebiliyorlardı.(2)
Hicaz bölgesindeki
panayırların en önemlileri,
Mekke civârında kurulmakta
olan Ukaz, Mecenne ve
Zülmecaz panayırlarıydı. Bu
panayırlara ülkenin dört bir
yanından akın akın gelenler
arasında satıcılar, iffetsiz
kadınlar, şâirler, hatipler,
kâhinler ve çeşitli dinlere
mensup kimseler de
bulunuyordu. Tâif'le Nahle
arasında kurulmakta olan
Ukaz panayırında, şiir
yarışmaları yapılır;
beğenilip derece alan
şiirler, Kâbe'nin
duvarlarına asılırdı. Bu
şekilde Kâbe duvarında
asılmış olan yedi ünlü
kasideye "el-Muallekatü's-seb'a"
(Yedi Askı) denilmiştir.
Müslümanlıktan önce,
Arapların çoğunluğu
putperestti. Yapmış
oldukları bir takım
heykellere ilâh diye
tapıyorlardı. En önemli
putlar, Hubel, Lât, Menât,
Uzzâ, Vedd, Suva', Yeğûs,
Yeûk ve Nesr adlarını
taşıyanlardı. Mekke'de Kâbe
ve civârına 360 kadar put
yerleştirilmişti. Her
kâbîlenin ayrı bir putu, her
putun özel bir ziyâret günü
vardı. Böylece yılın her
gününde putlarını ziyârete
gelenlerle dolup taşan
Mekke, bir ticâret merkezi
olduğu kadar, putperestliğin
de merkezi hâline gelmiş
bulunuyordu.
Arabistan'da putperestlerden
başka, Mûsevî, Hıristiyan,
Mecusî (ateşe tapan) ve
Sâbiî dinlerine mensup
kimseler de vardı. Bunlardan
başka, çok az sayıda, Hz.
İbrahim'in tebliğinden o
devre ulaşan dinî esasları
benimsemiş tek Tanrı
inancında olan "Hanîf"ler
vardı. Nevfel oğlu Varaka,
Cahş oğlu Abdullah, Huveyris
oğlu Osman ve Sâide oğlu
Kuss bunlardandı.
İslâmiyetten önce Arap
Yarımadasının kuzeyinde
(Sûriye'de) "Nebtî",
güneyinde (Yemen'de) "Himyerî",
Irak'ta ise "Süryânî"
yazıları kullanılıyordu.
Hicaz Arapları Sûriye ve
Irak'a ticâret için
yaptıkları seyâhatlarda
Arapça'yı Nebtî ve Süryânî
yazıları ile yazmayı
öğrendiler. Daha sonraki
asırlarda, Nebtî yazısından
"Nesih"; Süryânî yazısından
da "Kûfî" denilen yazı
sitilleri doğmuştur. Ancak,
Araplar arasında okuyup
yazma bilenlerin sayısı son
derece azdı. Cömertlik,
konukseverlik, sözde durma,
düşmanları bile olsa
kendilerine sığınanları
himâye, cesâret.. gibi bazı
iyi hasletleri yanında,
soygunculuk, faizcilik,
zenginleri üstün, fakirleri
hor görme, içki ve kumar
düşkünlüğü, kabilecilik
gayreti ile kan dökme gibi
son derece çirkin âdetleri
de vardı. Hele köle ve
kadınlara insan değeri
vermezlerdi. Kadınlar, ölen
kocasından, babasından ve
diğer yakınlarından mirâs
alamadıkları gibi, kendileri
mirâs malları arasında,
mirâscılara kalırdı.
Erkekler istedikleri kadar
kadınla evlenebilirlerdi.
Fuhuş âdeta meslek hâline
gelmişti. Bu yüzden bazı
kimseler kız çocuklarını
diri diri kumlara gömecek
derecede vahşet
göstermişlerdi.(3)
İslâmiyetin doğuşu sırasında
yalnız Araplar ve Arabistan
değil, bütün dünya, zulüm,
sefâhet ve cehâletin
karanlığı içindeydi. Maddî
ve rûhî sıkıntılar içinde
bunalmış olan insanlık, bir
mürşit, bir kurtarıcı
beklemekteydi.
Kur'ân-ı Kerîm "Câhiliyet
Devri" denilen bu karanlık
dönemi, "İnsanların kendi
elleriyle işledikleri
kötülükler yüzünden, fesat
(her tarafı kapladı) karada
ve denizde yayıldı."(4)
ifâdesiyle en vecîz bir
şekilde anlatmaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
(1) "Allah'ın gökleri ve
yeri yarattığı günkü
yazısında, Allah' a göre
ayların sayısı onikidir.
Bunlardan dördü hürmetli
aylardır. (et-Tevbe
Sûresi,36)
(2) "Kureyş kabîlesinin yaz
ve kış yolculuklarında
uzlaşması ve anlaşması
sağlanmıştır. Öyleyse,
kendilerini açken doyuran ve
korku içindeyken güven veren
şu Beyt'in (Kâbe'nin )
Rabbine kulluk etsinler." (Kureyş
Sûresi, 1-4)
(3) Bkz. Sünenü'd-Dârimî,
1/3, Beyrut, ts.
"Aralarında birine bir kızı
olduğu müjdelendiği zaman,
içi gamla dolarak yüzü
simsiyah kesilir. Kendisine
verilen kötü müjde yüzünden
halktan gizlenmeye çalışır.
Şimdi onu utana utana tutsun
mu, yoksa toprağa mı gömsün?
Ne kötü hüküm veriyorlar."
(en-Nahl Sûresi, 58-59.
Ayrıca bkz. ez-Zuhruf
Sûresi, 17; et-Tekvîr
Sûresi,8-9)
(4) Bkz. er-Rum Sûresi, 41
--------------------------------------------------------------------------------
2—MEKKE VE KÂBE
Yeryüzünde Allah'a ibâdet
için yapılan ilk binâ, bütün
namazlarda kıblegâh olarak
yönelmekte olduğumuz
Kâbe'dir.(5) Allah'ın
emriyle Hz. İbrâhim ve oğlu
Hz. İsmâil tarafından(6)
Milattan 2000 yıl kadar önce
Mekke'de yapılmıştır.(7)
Tavâfa başlama yerinin
işâreti olmak üzere,
Kâbe'nin güney-doğu köşesi (Rükn-i
Hacer-i Esved) nde bulunan "Hacer-i
Esved" denilen siyah taşı
Hz. İbrâhim, Ebu Kubeys
dağından getirerek hâlen
bulunduğu köşeye koymuştur.
İnşaatın tamamlanmasından
sonra Hz. İbrâhim ilk tavâfı
oğlu Hz. İsmâil'le beraber
yapmış, bütün insanları
hacca, Kâbe'yi ziyârete
dâvet etmiştir.(8)
Mekke şehri, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in büyük
dedelerinden Kusayy
tarafından, Kâbe'nin
inşâsından çok sonra
kurulmuştur. Allah'a ibadet
için yapılmış olan Kâbe,
zamanla "Tevhid İnancı"nın
unutulmasıyla, putlarla
doldurulmuş; Mekke
puperestliğin merkezi hâline
gelmiştir.
a) Mekke ve Kâbe ile
İlgili Özel Vazifeler
Mekke şehrini kuran
Kusayy, şehrin idâresi,
Kâbe'nin bakımı ve Kâbe'yi
ziyârete gelenlere hizmetle
ilgili bazı görevler ihdâs
etti. Bu hizmetler Hz.
İsmâil'in neslinden olan
kimseler tarafından yerine
getiriliyordu. Bu hizmet ve
görevlerden bir kısmı
şunlardır:
1- Hicâbe: Kâbe'nin
perdedarlığı ve
anahtarlarını taşıma
görevidir.
2- Sikâye: Kâbeyi ziyârete
gelenlerin suyunu temin etme
ve Zemzem kuyusuna bakma
görevidir.
3- Rifâde: Kâbeyi ziyâret
için Mekke'ye gelenleri
ağırlama, barındırma ve
muhtaçlara yardımcı olma
hizmetidir.
4- Nedve: Kusayy tarafından
yapılan "Dâru'n-Nedve" adlı
istişâre meclisi binâsında
yapılan toplantılara
başkanlık etme görevidir.
Savaş, sulh ve memleketin
diğer bütün önemli işlerinin
kararı, burada yapılan
toplantılarda verilirdi.
Kırk yaşından küçük olanlar,
bu meclise alınmazlardı.
5- Livâ: Savaş zamanında ve
askerin toplanmasında
sancağı taşıma görevidir.
6- Kıyâde: Savaşta askere
komuta etme görevidir.
7- Sefâre: Aynı toplum
içindeki fertler veya
kabîleler arasında meydana
gelen çekişmelerde hakem
olarak arabulma hizmetidir.
8- Hazine-i emvâl: Savaş
için hazırlanan silâh, mal
ve âletleri muhâfaza etme
görevidir.
9- Ezlâm: Oklar ile fal
bakma işidir.
Kâbe'nin üzerine konulmuş
olan Hubel adlı putun
yanında üç fal oku vardı.
Birinde: "emeranî rabbî" (Rabbım
bana emretti); diğerinde "nehânî
rabbî" (Rabbım bana yasak
kıldı), yazılıydı. Üçünçüsü
ise boştu.
Yapacağı iş konusunda karar
veremeyen kişi, ezlâm işiyle
görevli kimse aracılığı ile
bu oklardan birini çekerdi.
Birinci ok çıkarsa,
tasarladığı işi yapar,
ikincisi çıkarsa o işten
vazgeçerdi. Üçüncüsü
çıkarsa, o işi bir yıl
erteler, ertesi sene falı
yenilerdi.
10- Nezâre: Bir yerden başka
bir yere nakledilecek eşyayı
kontrol ve muâyene ettikten
sonra "taşıma ruhsatı" verme
görevidir.
Araplar arasında her biri
büyük bir şeref sayılan bu
hizmet ve görevlerin hepsi
Kusayy'ın elinde
toplanmışken daha sonra
Kureyş arasında dağılmıştır.
b) Zemzem Suyu
Hz. İbrâhim,
Milâttan yaklaşık 2000 yıl
kadar önce, Irak'ta Sümer
şehirlerinden "Ur" sitesinde
dünyaya geldi. Peygamber
olduktan sonra, halkı tek
Allah'a imâna dâvet ettiği
için, Bâbil Hükümdârı Nemrut
tarafından ateşe atıldı.
Fakat Allah'ın emri ile ateş
onu yakmadı.(9) Kendisine
imân eden İbrâni'lerle
Filistin'e göçtü. Birara
Mısır'a gitti, orada da
kendisine imân eden kimse
bulamadığı için, tekrar
Filistin'e döndü.
Hz. İbrâhim, karısı Hâcer
ile henüz annesini emmekte
olan oğlu Hz. İsmâil'i
Allah'ın emri ile
Filistin'den alıp, Mekke'ye,
Kâbe'nin bulunduğu yere
götürdü. Onlara bir dağarcık
hurma ve bir kırba su
bırakarak yanlarından
ayrılıp Filistin'e döndü. O
esnâda, henüz Kâbe
yapılmamış, Mekke şehri
kurulmamıştı. Etrâfta ne
insan, ne su, ne de hayat
işâreti vardı.
Hz. İbrâhim, eşi ve
çocuğundan ayrılıp onları
göremeyecek kadar
uzaklaştıktan sonra,
Kâbe'nin bulunduğu yere
yönelerek:
"Rabbımız, zürriyetimden bir
kısmını senin kutsal evinin
yanında, ekin bitmez
(çorak), bir vâdi içinde
yerleştirdim. Rabbımız, (beyt'inde)
namaz kılmaları için,
insanlardan bir kısmının
gönüllerini onlara
meylettir, şükretmeleri için
onları meyvelerle
rızıklandır..."(10) diye duâ
etti ve uzaklaşıp gitti.
Yanlarındaki hurma ve su
bittikten sonra, Hâcer
çocuğunu olduğu yerde
bırakıp, bir can yoldaşı
görebilmek ve birkaç yudum
su bulabilmek ümidiyle Safâ
ile Merve tepeleri arasında
gidip geldiği esnâda bir
melek, ökçesiyle Zemzem
suyunu ortaya çıkarmıştı.
Hâcer bu sudan kana kana
içti, çocuğunu emzirdi ve
Allah'a hamdetti.
c) Mekke Şehrinin
Kurulması
Hz. İsmâil, daha
sonra bu bölgeye yerleşen "Cürhümîler"
den bir kızla evlendi.
Kendisi İbrânî, Cürhümîler
Yemenli Âribe (halis)
Arablarındandı. Bu sebeple
İsmâiloğullarına "müsta'rabe
(arablaşmış) arabları"
denilir.
Yemen'de "Seylü'l-arim"(11)
denilen sel felâketinden
sonra bu bölgeye gelen Huzâa
Kabîlesi, İsmâiloğullarının
da yardımı ile, Cürhümîleri
Mekke'den sürüp çıkardılar.
Cürhümîler, Kâbe'ye hediye
edilmiş olan altın geyik
|