hikmet  

 I   I    I  I  I  I  I  I  I  I  I  I

ANA SAYFA     ŞİİR     ŞİİR GÖNDER     ŞİİRLERİN    SESLİ ŞİİRLER     EDEBİYAT      YAZI VE ŞİİR GÖNDER     İSLAM DİNİ      İLETİŞİM  

  Dünya için aklınla, Ahiret için kalbinle çalış,                                                                                KONUK DEFTERİ       SİTE HARİTASI

menü
  
 
 
   POETİKA
   ŞAİRLER
   ŞİİRLER
   SESLİ ŞİİR
   RESİMLİ ŞİİR
   SLAYT ŞİİR
   SENİN ŞİİRİN
   ŞİİR GÖNDER
 
 


  

 
 
   EDEBİYAT
   TÜRK DİLİ
   EDEBİYAT TÜRLERİ
   HALK EDEBİYATI
   DİVAN EDEBİYATI
   TÜRK KÜLTÜRÜ
   TÜRK DESTANLARI
   TİYATRO
   ATASÖZLERİ
   DEDE KORKUT
 
 
  
 
 
  TUNA ÜLKÜ
  OĞUZ YANIK
  FATİH ERDURAN
  SEYFULLAH DÜZGÜN
  İBRAHİM GÜVEN
  YALÇIN ERDURAN 
  HİKMET YANIK 
  M. FATİH KARAASLAN
  KENDİNİ EKLE
  TÜM ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   N.FAZIL KISAKÜREK
   M.AKİF ERSOY
   Y. BÜLENT BAKİLER
   SEZAİ KARAKOÇ
   NAZIM HİKMET RAN
   NURULLAH GENÇ
   CEMAL SAFİ
   ABDURRAHİM KARAKOÇ
   BÜTÜN ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   KARACAOĞLAN
   YUNUS EMRE
   AŞIK VEYSEL
   PİR SULTAN ABDAL
   BÜTÜN OZANLAR
 
 
  
 
 
Fon Müzikleri
Radyo İlahi
İslami Sesli Şiir
 
 


:: REKLAM ::

 

                     ÇİLE'DEN

 

anlamak yok çocuğum,

anlar gibi olmak var.

akıl için son tavır,

saçlarını yolmak var.

(N. Fazıl)

 

PageRank

 

 
 
 
 
 

  

 :: EĞİTİMCİ ::

 

ULUFE Mİ CÜLUS MU?

 

:: Eğitimcinin Diğer Yazıları ::

 

 

 

Sanırım ikisi de değil… Zira bunların bir karşılığı olmalı. Hiç emek olmaksızın, hizmet olmaksızın para mı dağıtılır millete… Garsona bahşiş bile verirken yaptığı hizmetin kalitesini göz önünde tutarız. Ya bunlar ne yapıyor? Hangi hizmeti üretiyor?  Şimdi sırada özürlünün istismarı, engelli vatandaşlarımız üzerinden kolay para kazanma hesapları var. Hangi paralar bunlar; senin, benim, fakir fukaranın, garip gurebanın, tüyü bitmemiş yetimin paraları, vergileri… Bu kadarı da olmaz dedirtiyor insana.

          Neyden mi bahsediyorum? Şu bizim, en ücra yerleşim yerlerinde bile son yıllarda mantar gibi üreyen, kayıt ettikleri öğrenci sayıları neredeyse bulundukları yerleşim yerlerinin nüfusuna eşdeğer olan Özel Rehabilitasyon Merkezlerinden tabiî ki… Sözüm ona rehabilite ettikleri öğrenci sayılarına bakıldığında, “halkın tümü mü özürlü?” diyesi geliyor insanın.

          Öncelikle Özel Rehabilitasyon Merkezlerinin ne olduğunu ve nasıl faaliyet gösterdiklerini kısaca açıklamaya çalışalım, ardından ulufe ve cülus dağıtımına geçeceğiz yavaş yavaş. Bilindiği üzere son yıllarda eğitim yapılanması içerisinde bireye verilen değer gittikçe önem kazanmaktadır. Bu anlayışın gelişmesinde Avrupa Birliği’ne girme çabalarımız kapsamında eğitim sistemimizin ve eğitim anlayışımızın yeniden şekillendirilmesi, yeniden yapılandırılması gereği de yadsınamaz. Ülkemizde özürlü eğitimine verilen önem de bu konjonktürde değerlendirilebilir. Kısacası özürlü vatandaşlarımızın eğitimi de formal eğitim sistemimiz içerisinde yeniden yapılandırılıp çağa uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Bunun için birçok devlet kurumu varken, ilköğretim okullarımızda özel alt sınıflar varken, bunlara ek olarak “özel, özel eğitim kurumları” da açılmaya devam ediyor. Özel Rehabilitasyon Merkezlerinde yaş sınırı olmaksızın RAM’dan gerekli raporu alan tüm vatandaşlarımız yararlanabiliyor. Zengin devletimiz de ihtişamlı bütçesinden bu kurumlara çuvallar dolusu para aktarıyor. Hani şu çaya, fındığa, memura vermediği paraları… Başlangıçta inanıyorum ki halis bir düşünce ürünüydü bu proje. Ancak kanuni alt yapısı itibarıyla istismara çok açık olan bu yapılanma, birkaç yıl içinde eğitim sistemimizin önemli bir kamburu haline gelmiş bulunuyor. Burada yanlış anlaşılmamak için şu açıklamayı yapmak istiyorum: Devletimizin özürlü vatandaşlarımıza gösterdiği teveccühe asla sözüm olamaz. İşin içinde bulunan bir meslektaşınız olarak samimiyetle söylüyorum, keşke özürlülerin eğitimi(!) için bu kurumlara ödenen paralar doğrudan özürlünün cebine girseydi. Çok da memnun olurdum doğrusu.

           Gelelim ulufe ve cülus dağıtımına… Ben durumun fotoğrafını çekeyim, ulufe mi cülus mu siz karar verin. Anadolu’da bir Özel Rehabilitasyon Merkezi, üç öğrencisi seksen kilometre uzaklıkta, yol sabitleştirilmiş, diğer beş öğrencisi aksi istikamette bulunan bir yerleşim yerinde ve altmış kilometre uzaklıkta. Kışın metrelerce kar yağar, ortalık buz olur. Bir tek vasıtası olan bir kurum, aynı günde her iki yerleşim yerinde bulunan öğrencileri alıp eğitim vererek tekrar evine bırakabilir mi? Bu işi haftada en az iki kez yapabilir mi? Hadi bunu geçtik. Bir meslektaşım şu örneği vermişti: Kıyı şeridi hayli uzun olan bir ilimizde bulunan Özel Rehabilitasyon Merkezi, yaklaşık üç saatlik ilçeden öğrenci getirip eğitim verdiğini iddia ediyor. Sadece yolculuk süresi gidiş-dönüş olarak günde altı saati buluyor. Öğrencinin yaklaşık iki saat de kurumda kaldığı düşünülürse, Allah aşkına hangi veli özürlü evladını bu şartlarda Özel Rehabilitasyon Merkezi’ne gönderir? Yani teknik olarak mümkün görünmüyor. Ama kurumların ödeme evraklarına bakıyorsun, yukarıdaki öğrenciler eğitimini bir kez bile aksatmamış. Gidip velilerle görüştüğünüzde “en son üç ay kadar önce bir kez alıp götürmüşlerdi” cevabını alıyorsunuz. İşte durum bu!

            Tarih sayfalarından edindiğimiz bilgiye göre,  ulufe ve cülus dağıtımından sonra Yeniçerilerin önlerindeki çayıra kapaklı sahanlar içinde pilav ile zerde konulurmuş. Bakanlık konuyla ilgili mevzuata böyle bir madde ekleyerek prosedür tamamlamalıdır bence. Öyle ya, götürülen paraların üstüne iyi gider…

 

  :: YORUM EKLE ::

:: YAZDIR ::

:: YAZI YORUMLARI ::

 :: Yorumu Yapan :: :: Yorumu ::
   
..:: Yazarın Diğer Yazıları ::..

Ulufe mi, Cülus mu?

Okullarda Şiddet

Pragmatizm-Eğitim

Ölçme Ve Değerlendirme

Yabancı Dil Eğitimi

Sınıf Yönetimi Nedir? Ne Değildir?

Başörtüsünün Ardından

Öğrenilmiş Çaresizlik

Eğitim Sistemimizde Satranç

 
 
 
menü

 
 
 
  Hikmet YANIK

İnancın Haykırması

 
 
 
 
  Eğitimci
 

Öğretmenim

 
 
 
 
  Eşref YAVAŞİ

 

 

 Karadeniz

Kültürü Üzerine

 
 
 
 
  Ahmet PERVANE
 

Gece Mum ve Alev