|
Sanırım ikisi de değil… Zira
bunların bir karşılığı olmalı. Hiç
emek olmaksızın, hizmet olmaksızın
para mı dağıtılır millete… Garsona
bahşiş bile verirken yaptığı
hizmetin kalitesini göz önünde
tutarız. Ya bunlar ne yapıyor? Hangi
hizmeti üretiyor? Şimdi sırada
özürlünün istismarı, engelli
vatandaşlarımız üzerinden kolay para
kazanma hesapları var. Hangi paralar
bunlar; senin, benim, fakir
fukaranın, garip gurebanın, tüyü
bitmemiş yetimin paraları,
vergileri… Bu kadarı da olmaz
dedirtiyor insana.
Neyden mi bahsediyorum? Şu
bizim, en ücra yerleşim yerlerinde
bile son yıllarda mantar gibi
üreyen, kayıt ettikleri öğrenci
sayıları neredeyse bulundukları
yerleşim yerlerinin nüfusuna eşdeğer
olan Özel Rehabilitasyon
Merkezlerinden tabiî ki… Sözüm ona
rehabilite ettikleri öğrenci
sayılarına bakıldığında, “halkın
tümü mü özürlü?” diyesi geliyor
insanın.
Öncelikle Özel
Rehabilitasyon Merkezlerinin ne
olduğunu ve nasıl faaliyet
gösterdiklerini kısaca açıklamaya
çalışalım, ardından ulufe ve cülus
dağıtımına geçeceğiz yavaş yavaş.
Bilindiği üzere son yıllarda eğitim
yapılanması içerisinde bireye
verilen değer gittikçe önem
kazanmaktadır. Bu anlayışın
gelişmesinde Avrupa Birliği’ne girme
çabalarımız kapsamında eğitim
sistemimizin ve eğitim anlayışımızın
yeniden şekillendirilmesi, yeniden
yapılandırılması gereği de
yadsınamaz. Ülkemizde özürlü
eğitimine verilen önem de bu
konjonktürde değerlendirilebilir.
Kısacası özürlü vatandaşlarımızın
eğitimi de formal eğitim sistemimiz
içerisinde yeniden yapılandırılıp
çağa uygun hale getirilmeye
çalışılıyor. Bunun için birçok
devlet kurumu varken, ilköğretim
okullarımızda özel alt sınıflar
varken, bunlara ek olarak “özel,
özel eğitim kurumları” da açılmaya
devam ediyor. Özel Rehabilitasyon
Merkezlerinde yaş sınırı olmaksızın
RAM’dan gerekli raporu alan tüm
vatandaşlarımız yararlanabiliyor.
Zengin devletimiz de ihtişamlı
bütçesinden bu kurumlara çuvallar
dolusu para aktarıyor. Hani şu çaya,
fındığa, memura vermediği paraları…
Başlangıçta inanıyorum ki halis bir
düşünce ürünüydü bu proje. Ancak
kanuni alt yapısı itibarıyla
istismara çok açık olan bu
yapılanma, birkaç yıl içinde eğitim
sistemimizin önemli bir kamburu
haline gelmiş bulunuyor. Burada
yanlış anlaşılmamak için şu
açıklamayı yapmak istiyorum:
Devletimizin özürlü vatandaşlarımıza
gösterdiği teveccühe asla sözüm
olamaz. İşin içinde bulunan bir
meslektaşınız olarak samimiyetle
söylüyorum, keşke özürlülerin
eğitimi(!) için bu kurumlara
ödenen paralar doğrudan özürlünün
cebine girseydi. Çok da memnun
olurdum doğrusu.
Gelelim ulufe ve cülus
dağıtımına… Ben durumun fotoğrafını
çekeyim, ulufe mi cülus mu siz karar
verin. Anadolu’da bir Özel
Rehabilitasyon Merkezi, üç öğrencisi
seksen kilometre uzaklıkta, yol
sabitleştirilmiş, diğer beş
öğrencisi aksi istikamette bulunan
bir yerleşim yerinde ve altmış
kilometre uzaklıkta. Kışın
metrelerce kar yağar, ortalık buz
olur. Bir tek vasıtası olan bir
kurum, aynı günde her iki yerleşim
yerinde bulunan öğrencileri alıp
eğitim vererek tekrar evine
bırakabilir mi? Bu işi haftada en az
iki kez yapabilir mi? Hadi bunu
geçtik. Bir meslektaşım şu örneği
vermişti: Kıyı şeridi hayli uzun
olan bir ilimizde bulunan Özel
Rehabilitasyon Merkezi, yaklaşık üç
saatlik ilçeden öğrenci getirip
eğitim verdiğini iddia ediyor.
Sadece yolculuk süresi gidiş-dönüş
olarak günde altı saati buluyor.
Öğrencinin yaklaşık iki saat de
kurumda kaldığı düşünülürse, Allah
aşkına hangi veli özürlü evladını bu
şartlarda Özel Rehabilitasyon
Merkezi’ne gönderir? Yani teknik
olarak mümkün görünmüyor. Ama
kurumların ödeme evraklarına
bakıyorsun, yukarıdaki öğrenciler
eğitimini bir kez bile aksatmamış.
Gidip velilerle görüştüğünüzde “en
son üç ay kadar önce bir kez alıp
götürmüşlerdi” cevabını alıyorsunuz.
İşte durum bu!
Tarih sayfalarından
edindiğimiz bilgiye göre, ulufe ve
cülus dağıtımından sonra
Yeniçerilerin önlerindeki çayıra
kapaklı sahanlar içinde
pilav ile
zerde konulurmuş.
Bakanlık konuyla ilgili mevzuata
böyle bir madde ekleyerek prosedür
tamamlamalıdır bence. Öyle ya,
götürülen paraların üstüne iyi
gider…
|