hikmet  

 I  ANA SAYFA I ŞİİR I ŞİİR GÖNDER I ŞİİRLERİN I SESLİ ŞİİRLER I EDEBİYAT I YAZI GÖNDER I KÖŞE YAZILARI I İSLAM I VİDEOLAR I İLETİŞİM I

  Dünya için aklınla, Ahiret için kalbinle çalış,                                                                                           KONUK DEFTERİ       SİTE HARİTASI

menü
  
 
 
   POETİKA
   ŞAİRLER
   ŞİİRLER
   SESLİ ŞİİR
   RESİMLİ ŞİİR
   SLAYT ŞİİR
   SENİN ŞİİRİN
   ŞİİR GÖNDER
 
 


  

 
 
   EDEBİYAT
   TÜRK DİLİ
   EDEBİYAT TÜRLERİ
   HALK EDEBİYATI
   DİVAN EDEBİYATI
   TÜRK KÜLTÜRÜ
   TÜRK DESTANLARI
   ATASÖZLERİ
   DEDE KORKUT
 
 
  
 
 
  OĞUZ YANIK
  FATİH ERDURAN
  SEYFULLAH DÜZGÜN
  İBRAHİM GÜVEN
  YALÇIN ERDURAN 
  HİKMET YANIK 
  M. FATİH KARAASLAN
  KENDİNİ EKLE
  TÜM ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   N.FAZIL KISAKÜREK
   M.AKİF ERSOY
   Y. BÜLENT BAKİLER
   SEZAİ KARAKOÇ
   NAZIM HİKMET RAN
   NURULLAH GENÇ
   CEMAL SAFİ
   BÜTÜN ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   KARACAOĞLAN
   YUNUS EMRE
   AŞIK VEYSEL
   PİR SULTAN ABDAL
   BÜTÜN OZANLAR
 
 
  
 
 
Fon Müzikleri
Radyo İlahi
İslami Sesli Şiir
 
 

 
www.free-counter-plus.com
Advert
 

                     ÇİLE'DEN

 

anlamak yok çocuğum,

anlar gibi olmak var.

akıl için son tavır,

saçlarını yolmak var.

(N. Fazıl)

 PageRank

 
 
 
Sayfa  İçeriği  
 

:: Şiir Üzerine Yazılanlar. ::

 

 

 

 

 

   İnsan, şiir ve şair;

 

Galileo, eğer dünyanın döndüğünü şiir formatında söyleseydi, engizisyon belki de onu mahkum etmezdi. Hallaç, eğer belagat mülkünü şiirin parlak kılıcıyla açarak dillendirseydi hakikat sırrını, dara uğramazdı yolu belki. Cevherin özünü değiştirmeden saklamada bir İsa nefesidir çünkü şiir; firuze bahçelerde zümrüt ırmaklar gibi çağlar. “Öylesi vardır ki şiirin, hikmetin ta kendisidir.”

 

Yusuf elinde bir ayna olur Zülayha’nın hicabı kadar çaresiz. Şiir okumazsa bir dildar, nereden bilsin çektiğini aşığın? Tur-i Musa’da didar gösterir bazen divaneye, bazen gizli bir lisan olur Davut neşidelerinde.

 

Tarihten bu güne, kağıtlar bitti, mürekkepler tükendi, ömürler toprağa yar oldu, ama şiir hiç bitmedi. Duygu, his, hayal varoldukça, camlar mumların aleviyle buğulandıkça, lambada titreyen alev üşüdükçe, kısacası insan denen mefhum varoldukça, şiir asla yok olmayacaktır.

 

Hani kimse haykırmasa, kimse kalemle kağıdın sevdasına tanık olmasa, şiir yok mu olur dersiniz. Elbette hayır. O her zaman ki ıssız dünyasında bir sır gibi daima yaşayacaktır. Çünkü şiiri ne yazan vardır, ne de okuyan. Asıl şiirin kendisi vardır.

 

Biz de bu gün istedik ki, loş bir ışığın, hoş bir ışığıyla karanlıklarda kalan yüreğimize ateş böcekleri gönderelim. İnce namelerin fısıltısıyla bu sırrı kalbinize üfleyelim. Siz sadece o ince duygularınızı sesin kollarına bırakın yeter.

Bir duygu anne kadar saf ve temiz. Duygu …. Tamam

    Bir hayal, annenin gözleri kadar geniş, kalbi kadar engin. His… tamam

    Bir kalem, annenin eli kadar ince, gözyaşı kadar mukaddes mürekkep. Kalem…. Tamam

    Bir kağıt, annenin yüzü kadar beyaz, duruşu kadar masum. Kağıt…. Tamam

    Küçük bir mumun alevi, annenin gözleri kadar aydınlık, sevgisi kadar titrek. Işık… tamam.

    Bilmem geriye ne kaldı, söylememe gerek var mı?

 

     “Ak saçlı başını alıp eline,

     Kara hülyalara dal anneciğim.

     O titrek kalbini bahtın yeline,

     Bir ince tüy gibi, sal anneciğim.

 

     Gözlerinde aksi bir derin hiçin,

     Kanadın yayılmış, çırpınmak için,

     Bu kış yolculuk var, diyorsa için,

     Beni de beraber al anneciğim.”

 

  “Şiir, o derin mahzenlerde pranga vurulmuş duyguları çıkartıp, aydınlıkla buluşturan, onlara yeniden hayat veren bir kaynaktır.

     Şiir, denizlerden göllere, nehirlerden ırmaklara akan sihirli söz ırmağı. Sözün, kelimelerin kanatlanışı. Yıldızlardan yıldızlara uçuşu. Gök yüzünün ayla buluşması, sesin yerini sessizliğe terk edişi. Bitmeyen bir rüyanın paylaşılması. İnsanoğlunun sessizliğinin kaleme dönüşü. Birbirine sırtını dayamış kelimelerin samimiyeti.

 

     Şiir, sevenin sevilene sevgisini, özleyenin özlenene özlemini, ağlayanın ağlatana ağlayışını öyle bir anlatır ki, kelimeler harflere, cümleler kelimelere, kağıtlar cümlelere yetişmekte aciz kalır. Bir yarıştır bu sessizlikten sese doğru, karanlıktan aydınlığa, kalpten satırlara.”

.  İçindeysen eğer hayatın, taşta olsa yüreğin yosun tutuyorsa, gülmesen de cümlelerinde “gül”sözcüğü varsa, göz yaşını başka gözlerde de olsa görebiliyorsan, ümidin ölüm dahi olsa ümit edebiliyorsan, sevmesen sevilmesen bile, sevgi diyebiliyorsan, içinden gelmese de, dargın anında “aşk olsun” dökülüyorsa dudaklarından, yazmasan, okumasan bile, kalem ve kağıdın kokusunu hissedebiliyorsan, uyanmayı bekleyen bir şiir yüzün var demektir.

 

“Eğer diken akıl vicdan bilseydi,

utanır gövdende çıkmazdı gülüm.

Nedim bu aleme yine gelseydi,

Lalenin yüzüne bakmazdı gülüm.”

 

Yunus bahçenizde durmasa idi,

Sarı çiçek deyip sormasa idi,

Şefkatle yüzüne sürmese idi,

Çiçeğin böyle hoş kokmazdı gülüm.”

 

Şiir öyle bir manevi mucize ki, sadece duyulan, hissedilen hayatın derin izlerini taşımaz. Bir insan tatmadan yazabiliyorsa ölümü, bu şiirin sonsuzluğudur işte. Her şeye bir nokta koyuyoruz da şiire bir nokta koyamıyoruz işte. Cümleler biten harflerden kuruludur. Kim ne derse desin her yolun bir sonu vardır. Her gece aydınlık bir sabahla, beyazlar siyahla, mutluluk bir ahla biter de şiir hiçbir sonla karşılaşmaz.

     İnsan şiirde sadece kendi maneviyatı kadar yol alır, ama asla onun bitişini göremez. Fakat insan işte, bazen şiirin öyle karanlıklarına dalıyor ki, şiir bile şaşıyor.

 

     “ Oyuncak kırılır, haydi, ya insan,

        Nasıl parçalanır, nasıl bölünür?

        Söylerler, mezara kulak dayasan;

        Bir daha ölmemek için ölünür.

 

        Çekilmez akılda bu kadar sancı;

        Akıl bir çürük diş, at, kurtulursun!

        Ölmemenin olsa gerek ilacı;

        Eski rafta ara, belki bulursun!”

 

Şiir duygudur, sonsuz dünyaların sahilinde buluşur duygular. Yolu olmayan gökte hayaller gezinir. Hissizlik ıssız sularda parçalanır. şiir öldürür hissizliği. Duygularsa derinlerde bir yerlerde hayat bulur. Ve sonsuz dünyaların sahilinde duygularla hayalin kavuşması vardır. Onları artık kimse ayıramaz. Çünkü hissizlik ölmüştür artık.

     Şiir şairi asla yarı yolda bırakmaz. Aydınlıkta nasıl yanındaysa, karanlıklarda da yanındadır. Onun kalbi kadar şefkatli hiçbir sanat yoktur.

 

      “Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;

       Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.

       Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;

       Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.”

      

       Bakın şiir kendisini nasıl tasvir ediyor:

     “Ben bir damlayım, damladığım yerde duygu biter, aşk biter, sevgi biter.

       Ben bir gözyaşıyım. İçimde nice hasretler, nice kederler gizlenmiş. Satırlara düşen kelimeler işte benim. Ben senim. İçinde gizlendiğim, ama bilmediğin. Ben, senin ağladığın, güldüğün.

     Nice aşıkların bağrına basarak uyuduğu beyaz kağıtlardaki yolcuyum. Bazen baş kestiren fermanlarda ben varım. Nice savaşların sıcaklığıyla yandı cümlelerim. Al renge boyandı beyaz kağıtlarım. Ve nice zaferleri de kuşanan bendim.”

 

Şiir ki kapsadığı duygular sonsuz olur da içinde bu milletin tarihini yazmaz mı? Hem de kalem kırılırcasına, kağıt yıpranırcasına, mürekkep ağlarcasına….

Son Söz; Şiir anlatılmaz yaşanır derler ya işte öyle....

 

 
 
menü

 
 
 
  Hikmet YANIK

Sana Muhtacız

 
 
 
 
  Eğitimci