hikmet  

 I  ANA SAYFA I ŞİİR I ŞİİR GÖNDER I ŞİİRLERİN I SESLİ ŞİİRLER I EDEBİYAT I YAZI GÖNDER I KÖŞE YAZILARI I İSLAM I VİDEOLAR I İLETİŞİM I

  Dünya için aklınla, Ahiret için kalbinle çalış,                                                                                           KONUK DEFTERİ       SİTE HARİTASI

menü
  
 
 
   POETİKA
   ŞAİRLER
   ŞİİRLER
   SESLİ ŞİİR
   RESİMLİ ŞİİR
   SLAYT ŞİİR
   SENİN ŞİİRİN
   ŞİİR GÖNDER
 
 


  

 
 
   EDEBİYAT
   TÜRK DİLİ
   EDEBİYAT TÜRLERİ
   HALK EDEBİYATI
   DİVAN EDEBİYATI
   TÜRK KÜLTÜRÜ
   TÜRK DESTANLARI
   ATASÖZLERİ
   DEDE KORKUT
 
 
  
 
 
  OĞUZ YANIK
  FATİH ERDURAN
  SEYFULLAH DÜZGÜN
  İBRAHİM GÜVEN
  YALÇIN ERDURAN 
  HİKMET YANIK 
  M. FATİH KARAASLAN
  KENDİNİ EKLE
  TÜM ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   N.FAZIL KISAKÜREK
   M.AKİF ERSOY
   Y. BÜLENT BAKİLER
   SEZAİ KARAKOÇ
   NAZIM HİKMET RAN
   NURULLAH GENÇ
   CEMAL SAFİ
   BÜTÜN ŞAİRLER
 
 
  
 
 
   KARACAOĞLAN
   YUNUS EMRE
   AŞIK VEYSEL
   PİR SULTAN ABDAL
   BÜTÜN OZANLAR
 
 
  
 
 
Fon Müzikleri
Radyo İlahi
İslami Sesli Şiir
 
 

 
www.free-counter-plus.com
Advert
 

                     ÇİLE'DEN

 

anlamak yok çocuğum,

anlar gibi olmak var.

akıl için son tavır,

saçlarını yolmak var.

(N. Fazıl)

 PageRank

 
 
 
 
 

:: HZ. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)

 

 

 

..:: HZ. MUHAMMED (S.A.V.) 40 HADİS ::..

 

 

Sadreddin Konevi (ks) Hazretlerinden

40 Hadis-i Şerif Şerhi

 

Allah'a hamd olsun..

Ki O, zâtı ile zâtında ve zâtı için esma ve sıfat tecellileriyle tecelli eder.

Ve O, sıfatının çokluğu ile, zâtının birliğinde zâhir olur.

Sonra O nimetlerinin ve iyiliklerinin zuhur yerlerinde isim ve sıfatlarının gömleklerine bürünür de görünür.

Yine O, öyle bir zattır ki, kendi kendini gizlemiştir ve saklanmıştır.

"Nerede?" derseniz; deriz ki, “Gayb hali tekliğinde... hem de şanına yakışan bir gizlilikle.”

Delilini isterseniz; işte O'nun kavli:

"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmemi istedim. Halkı, bilinmem için yarattım... “

 

En kâmil, en tam bir mazhar olana Allah-ü Teala'dan salât... Ki O en faziletli ve bu fazileti umuma şamil bir tecelligahtır. Ve O en güzel duyan olup, keza mana kokusunu da en çok alandır. Madde ve mana arasında, tam nailiyete eren, O olmuştur. Madde ve mana suretine yine haiz olan O'dur. Nüsha-i kübra ile, nüsha-i suğra'yı câmi bir zattır. Yani, dünya ile ukbayı temsil eden zat...

Onun ismi şerifi Muhammed'dir. İşte, Allah-ü Teâlâ'dan salat ve selam dileğimiz bu zâtadır.

Salât ve selam bütün âline, pek keremli ve şerefli ashabına da olsun.

 

Şimdi kısaca derim ki:

Bu eser; Hadis-i Erbain'dir, Kırk Hadis'tir...

Hepsinden nübüvvet kokusu gelir. Mustafa buğusu tüter.

 

Bu Hadis-i Şerifler benim virdimdi.

Hepsini topladım, şerhettim. Ama bu şerhim, sofıye meşrebi üzerine oldu. Yani, Tasavvuf...

Başarı dileğimi, yüce Allah'a arz ederim.

 

 

 

1. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Merhameti olanlar... Bunlara Rahmân olan Allah merhamet eyler. Yerde olanlara merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet edeler."

 

Manası ve tasavvufi yönden tefsiri:

Ey cüz'î ruh, sır ve ruhanî kuvvetler... Keder şüphesinden yana temiz olan, Rahmanî damga taşıyan rahmet feyzini saçınız. Kime bilir misiniz? Kendinize... Beşeriyet vasfinızın arzına.

Yani bu tabiî varlığınızın toprağına... Ve onları çağırınız, şer'î hükümlerin esasına uysunlar. Onlara muvafakat etsinler.

Tabiî sıfat taşıyan resmiyetler de manen muhalif davranmaya...

Bu işe böyle devam ediniz. Ta ki, feyyaz olan küllî ve ilahî ruhumuz, Sema mertebesinden yükseklik getire, rıfat vere. "Neyle bunları yapar?" derseniz, "Rabbanî varidat şimşeklerinin eseri ile, Rahmanî tecellilere ait nurların doğmaları ile..." deriz.

Bunlar yaptıklarınıza birer mükâfattır. Yani amellerinize. Ama yararlı amellerinize.

 

Nasıl ki Hak Teâlâ, Vehhab ismi hürmetine manalar feyzini ve rahmanî hikmetlerini önce ruha verdi, ruh da sırra, sır da kalbe, kalp de nefse, nefs de diğer duygulara ve onlar da cisme...

 

Netice: Her kim, şefkat ve merhamet vasıflarına bürünürse, Yüce Rabb’ın rahmetini kazanmış sayılır. Yavaş yavaş ondan gelen rahmet esintisi önce ruhunu sarar; sonra derece derece bütün dış yapısını kaplar.

 

Ama dış temiz olunca... Ama şer'î hükümler onda eksiksiz tatbik edilince. Aksi halde, gelmiş olsa dahi kaçar gider.

 

2. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Allah-ü Teâlâ Hazretleri her yüz yılın başında bu dini ikâme edecek birini baas eder."

 

Bu Hadis-i Şerifte üç mühim mana vardır: Kutbiyet, Müceddid makamı, Allah İsm-i Celâli.

 

İşbu üç mananın tefsirini aşağıdaki cümleler içinde bulacaksınız:

 

Kutup; Kutbiyet makamında tahakkuk edip oturabilmesi için, önce bir evvelki kutup ile arasında yüz senenin geçmesi lazım. Ta ki, ilâhî isimlerin küllisi onda tam tecelli edilebilsin. O isimlerin hemen hepsi, Hadis-i Şerifın metninde geçen Allah lafz-ı celâlinin tesiri altındadır. Burada bu kutbun meydana getirilmesine `baas' (diriltme) deniyor. Bu da ancak Allah tarafından yapılır. Yani, yalnız bu yüce ismin tecellisi sonunda olur. Diğer isimler, bunun tevabiidir, buna bağlıdır. Kaldı ki, "Allah baas eder.." (Hac Suresi, Ayet-7) mealine aldığımız ayette de, baas işini bizzat Allah-ü Teâlâ yapmaktadır. Çünkü; Allah lafza-i Celâli, bütün isimleri câmidir.

 

Dikkat buyurulursa, "Rahman baas eder" denmiyor. Çünkü Rahman da Allah İsm-i Celâli'nin şumulündedir. Anla.. Bu bapta hidayet eden Allah' tır..

 

Netice: Her yüz sene başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferruatta, önemsiz değil, önemli değişiklikler yapar. Asrın icabına göre bazı ahkâm çıkarır. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklanması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar. İmam-ı Rabbanî gibi.

 

Bu vazifeyi yapan aynı zamanda bir kutuptur.

 

Bu yazımıza son verirken, Seyyid Şerif Cürcanî Hazretlerinin kutb' u tarifıne de kısaca bir göz atalım. Diyor ki: "Kutb' a gavs da denir. Çünkü O, hacet sahiplerine aynı zamanda bir ilticâgâhtır. Bu öyle bir kimsedir ki bulunduğu zamanda Allah-ü Teâlâ' nın nazargâhıdır. Ve Allah-ü Teâlâ zatından ona en büyük mana tılsımını ihsan buyurmuştur. Bu manayı iyi anlamak için kendimizi ruhî bir safiyete devretmemiz gerekir.

Cenab-ı Hak feyzimizi artırsın.

 

3. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Salacağınız bir ip, sizi mutlaka Allah'a ulaştırır..."

 

Bu Hadis-i Şerife verilecek mana biraz uzun olacak. Şöyle ki:

Şehadet mertebesine geçen insanlık nurunun eli ile makul nazarı olan fikrî kuvvetinizin ipini saldığınz zaman mutaka taayyünat arzının isbatında Allah'a ulaşır ve O'nun mutlak şuhudunun ipi ile karışan ve O'nun boyası ile boyanan bu ipin ilgisi cüz'î olan süfliyat taayyünatı zımnındadır. Yani ulaşıp tutunacağı makam orasıdır.

Buna bir misal vermek gerekirse efkâr (fikirler) kuşlarını verebiliriz... Şöyle ki; efkâr kuşlarını, müşahede vasfına bürünmüş olarak ulvî ve nuranî âlemlerin evcine uçurduğunuz zaman elbette Mutlak Hakkı müşahede edersiniz... Ama, orada ve açıktan.

Sonra, bundan şu hakikati idrak etmiş olursunuz: süflî ve ulvî mertebelerde müşahede edilen varlık, ulvî mertebelerde müşahede edilen varlığın aynıdır. Sonra, keşif ve müşahede nuru ile şu hakikati de idrak edersiniz: Bütün bu ulvî/süflî mertebeler ancak aklî itibarlara göredir. Bir de vehmî nisbedere.. . Çünkü varlığın tümü o taayyün halinde olan mutlak vücuddur.

 

Bu taayyün hali ise iki şekilde olur:

Ulvî ve nuranî

Süflî ve zulmanî.

 

Düşün: O'ndan gayrı tek varlık yoktur... Abadan'dan öte bir karye (şehir) yoktur.

 

 

4. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Her kim Allah için olursa... Allah onun için olur."

 

Hadis-i Şerifin metin tercümesi, zahir açıdan yukarıdaki mealden ibarettir. Bunun manevi bir tercümesi vardır ki, onu özet olarak aşağıya alacağız.

Şöyle ki: Bir kul, benliğinden fenâ bulur, zamanını bir yana atar; varlığı, mevhum nefsine izafe etmekten geçerse, Hak Teâlâ ona kayıtsız şartsız tecelli eder.

Bir başka mânâ daha: Her kim fiiller, sıfat ve zat yönüyle fenâfillah mertebesine ererse, onun mazharında İsm-i Âzam zuhur eder -zat, sıfat ve esma, efal (fiiller) olarak-.

 

Bu manada bir şiir:

Fenaya er; sonra fena bul, sonra fena bul.

Bekaya er; sonra beka bul, sonra beka bul...

 

Hülâsa, fena hali mertebelerinin herbiri, beka makamına varmayı gerektirir.

 

Bir şiir daha:

Fenadan fenâ bul, arzun beka ise eğer,

Böylece, bu önemsiz şey, beka bulurmuş meğer...

 

5. Hadis-i Şerif: Resulullah (SAV) Efendimiz şöyle buyurdu:

"Yüceliğine yüce, mübarekliğine mübarek Allah, dünya semasına nüzul tecellisi eyler ve buyurur:

Yok mu tevbe eden?... Ki, onun tevbesini kabul edeyim.

-Hani duacı?... Ki, onun duasına icabet edeyim.

-Bağış talebinde bulunan yok mu?... Ki, onu da bağışlayayım”

 

Hadis-i Şerifin tercümesi, kısaca yukarıda arz edildiği gibidir. Ama onun bir manası var ki hiç de buna benzemez; iç açan... gönül ferahlatan... göz aydınlatan.

Aşağıdaki cümlelerde o manayı bulacaksınız:

Bilmelisin ... Yüce Allah'ın nüzulu bir başkadır. O'nun adına: Ruhanî... Nuranî... ve Manevî... denir. Sonra bu nüzul tecellisi, özellikle isimlerin hükümlerini, izlerini, yer ve sema boşluğu alanında zuhurlarını göstermekten ibarettir. Keza, cümle vadileri, alabildiğine, önden sona böylece doldurmaktır...

Unutmamalı ki, bütün bu zuhurlar, yani sema boşluğunda meydana gelen zuhurlar -ama ne olursa olsun, ister hakikat, hakikat babından tümden olsun, isterse gizli, saklı yaratılış yönü ile incelikleri ve remizleri taşısın- hemen hepsi lafızlarla ve harflerle tahakkuk edip, bir gerçek olduğunu gösterir...

Bütün bu olanlar, ahadiyet makamından coşarak gelir. Öyle bir gizli gecede ki, ona "Ben gizli bir hazine idim..." mealine gelen Kudsî Hadisi ile işaret edilir..

Evet... Yüce Allah daima tecellisini ve zuhurunu meydana getirir. Ama vahidiyeti makamında. Ve öyle bir âlemde ki ona "Bilinmemi istedim... Halkı o sebeple yarattım" Kudsî Hadisi ile işaret edilmektedir.

Başta anlatılan ve mevzumuz olan Hadis-i Şerife tekrar dönelim. Özellikle, Allah-ü Teâlâ'nın o kelamı buyurma şekli üzerinde duracak, ondaki daha başka manaları da anlatacağız.